Kabe -1920
Mekke/
‘Dağ, taş ve kum!’
‘Başka ne var ki!’
‘Üçünden mürekkep bir coğrafya...’
Çıplak göz böyle diyor ya siz gönlünüze kulak verin ve binlerce meleğin havada asılı bir bulut gibi taşıdığı ok işaretlerini takip edin. Bu yol, sizi, ‘şehirlerin anası’nın kalbine; dünyanın merkezine götürecek. Kesintisiz Aydınlanma Merkezi’ne...
Dağ/
Bir dağ olarak, heybetin yolu, zirveye sahip olmaktan değil Peygamber’e barınak olmaktan geçer Mekke’de.
Mekke’de dağ olmak, vahyin tüm ağırlığını taşıyan Peygamber’in, ayaklarını incitmeyecek hassasiyette kayalara sahip olmayı gerektirir.
Sadece, Hira çapında ağlamayı bilen kayalar dağ olabilir Mekke’de.
Taş/
Taş gibi duygusuz sözünün iptal edildiği yerdir Mekke. Orada, bir taş olup dile gelir; selamların en güzelini insanların en güzeline verirsiniz. Bir an gelir, Ebu Cehil’e ders verir; ‘kalbine beni koy!’ dersiniz.
Mekke’de taş olmak bir kalbe sahip olmaktan daha değerlidir kimi zaman.
Bir an da gelir ki....ellerin en yumuşağında insanların en şefkatlisine atılırsınız. Taş olsaydım diyemez, düştüğünüz yerde çatlarsınız.
Mekke’de taş olmak, kimi zaman, keşke toprak olsaydım demektir.
Kum/
Uçsuz bucaksız çölde kum olmanın bir değeri olmayabilir. O kadar çoksunuzdur ki varlığınız sıkıntı yaratır. Dayanamaz, yakıcı güneş altında kızarsınız kum olduğunuza. Fakat, an gelir bir ayak değer size ve bir tek, tane olarak dünyadaki bütün çöllerden, kumsallardan, kumullardan daha değerli olursunuz. Size, Allah (cc) Rasulü’nün (S.A.V.) pak ayağı değmiştir. Artık, kum değilsinizdir. Gece, ay bile üzerinize düşer de yakamoz olur. Çölde bir fırtına kopar. Fırtına değil, diğer kumların size karışma telaşıdır bu.
Mekke’de kum olmak Peygamber çilesine de şahit olmaktır.
Ve saate giren kum, hep Hicret’i gösterecektir Mekke’de.
İhram/
Peygamber ile bir örnek olmanın adıdır ihram.
Lebbeyk/
Tek kelimede, Kulluk Manifestosu.
Yaradana açılan, misafirlik bayrağı:
Geldim, Ya Rabbi!
Ka’be/
Vakitlerin aydınlığında, gecelerin karanlığında, seccadelerin yumuşaklığında, gözyaşlarının ıslaklığında durmaksızın beliren bir Ka’be vardır.
Hepimizin göğsünde bir kalp vardır, ‘Lebbeyk!’ diye atan.
Hepimizin kalbinde bir Ka’be vardır; yolları Mekke’ye çıkan, caddelerinin kokusunu Mekke’den alan.
Kisve/
Severek kapatırım gözlerimi her gece. Göremeyişin karasında, Ka’be’nin örtüsünü seçişimdendir bu.
Hacer’ül esved/
Peygamberin nefesini, Ömer’in sesini duymaktır Hacer’ül Esved’i öpmek. Ve istilam, Cennet’e el sallamaktır, çocuk sevincinde.
Makam/
Allah (cc) yolunda İbrahimi yürüyüş taşta bile, bin yılların silemeyeceği iz bırakır. Bu gerçeğin resmedildiği yerdir Makam.
Zemzem/
Hacıları düşündükçe susarız. Akla üşüşen her iki anlamıyla da. Susarız, çünkü yaşadıkları heyecan dile getirilecek gibi değildir. Susarız, çünkü aklımıza Zem Zem gelir. Zem Zem, bir bardağa/şişeye/bidona sığan en büyük mutluluktur. Mutluluğun su hali. Selam’ın su hali. Tıpkı Şifanın, Kutsalın, Arınmanın , İbadetin, Bereketin, Afiyetin su hali olduğu gibi. Zem Zem’i içerken bu hallerin hepsinden geçerek, içinizi yakan bir çekime kapılırsınız.
Sa’y/
İsmail’in kundağına sarılmak, Rahmet’in kucağında sallanmaktır Sa’y.
Safa- Merve/
Susuzluğun giderildiği, bebek saflığının geri alındığı yerdir.