Evreni Allah (cc) Yarattı
Evrenin nasıl var olduğu konusunda şimdiye kadar pek çok farklı yaklaşım olmuştur. Kimileri evrenin bir başlangıcı olduğunu ileri sürerken kimileri de maddenin ezelden beri var olduğunu savunmuştur.
Maddenin ezelden beri mevcut olduğunu savunan bu teorilerden biri Durağan Evren Teorisi_ydi. Yapılan uzun ve kapsamlı çalışmalar sonucunda ortaya çıkan güçlü deliller evrenin bir başlangıcı olduğu tezini doğruladı, Durağan Evren Teorisi ise bilimin tarihi gelişim sürecinde ancak bir hatıra olarak kaldı.
Araştırmalar sonucunda bulunan veriler evrenin yokken var olduğunu göstermiştir. Buna göre evrenin bir başlangıcı vardır. Ve bu başlangıç "Big Bang" adı verilen büyük bir patlama ile gerçekleşmiştir. Big Bang_den önce madde, enerji, uzay, zaman, mekan kısaca hiçbir şey yoktur. Sonsuz yoğunlukta ve sıfır hacmindeki bir noktanın patlaması sonucu, korkunç bir hızla her tarafa dağılan maddelerden yıldızlar, güneşler, gezegenler meydana gelmiş, evren hızla genişlemiş, hızla şişerek büyümüş ve zamanla soğuyarak şimdiki halini almıştır.
Bugün evrenin Big Bang ile beraber başladığı, meydana geliş şekli dolayısıyla belirli bir yaşı olduğu bütün kozmoloji kitaplarında, bilimsel dergi ve makalelerde ispatlarıyla yer alır. Bunları birkaç satıra sığdırmak imkansız olduğundan sadece bir iki örnekle konunun önemini vurgulamak yerinde olacaktır.
Örneğin California Üniversitesi_nden Profesör George O. Abel Exploration of Universe (Evrenin Keşfi) adlı kitabında, "Bugünkü mevcut deliller, Evrenin milyonlarca yıl önce Big Bang ile başladığını göstermektedir. Big Bang Teorisi_ni kabul etmekten başka çaremiz kalmıyor. Bu durumda Sabit Durum Teorisi artık geçerliliğini kaybetmiştir " der.1
Colorado Üniversitesi_nden Gerrit L. Verhuur, Star Capes adlı kitabında, "Big Bang teorisi dini inançların gösterdiği, Dünya_nın ve gökyüzünün yaratılmış olduğu gerçeği ile uygunluk göstermektedir. Bu astronominin dinle birlikte olduğunun süprizli bir sonucudur" diye açıklamıştır.
Evrenin bir başlangıcının olması kainatın yoktan var edildiğine, yani yaratıldığına delil teşkil eder. Eğer yaratılan bir varlık varsa bunun mutlaka bir yaratıcısının da olması gerektiğini hepimiz çok iyi biliriz. Yaratılan bu evren hiçbir örnek yokken, hatta zaman ve mekan dahi yokken var edilmiştir. Bu teorinin ortaya çıkardığı en önemli gerçek evrenin bir başlangıcı olduğu, üstün ve güçlü bir Yaratıcı tarafından yaratılmış olduğudur: Evreni Allah (cc) yaratmıştır.
Big Bang evrende hesaplayabildiğimiz ilk harekettir. Büyük patlamanın arkasından bugüne kadar gelişen sayısız hareketin ve olayın her biri Allah (cc)'ın izni ile meydana gelmiştir ve O_nun kontrolü altındadır. Bilinçsiz bir patlama sonucu dağılan parçacıkların böyle düzenli galaksileri, yıldız sistemlerini ve içinde Dünyamızın da yer aldığı Güneş Sistemi_ni oluşturduğunu düşünmek akıl ve mantık dışı bir yaklaşımdır. İnsanın kendi bedeni de dahil olmak üzere etrafında gördüğü herşey Allah (cc)'ın ilmi ve kontrolü ile sonsuz bir düzen içinde yaratılmıştır. Kuran_da Allah (cc)'ın önce gökyüzünü yarattığı, sonra yeri meydana getirdiği daha sonra da canlıları var ettiği bildirilmektedir.
Allah (cc) evreni hassas bir düzen ve denge ile yaratmıştır. Atmosferdeki gazların oranından Dünya_nın sıcaklığına, yağmurun düşüş hızından, Dünya_nın çekirdeğindeki demir miktarına kadar insanın bildiği ve bilmediği sayısız detay birbirine bağlıdır. Buna bir örnek olarak evrendeki tüm gezegenleri ve Dünyamızı Güneş'in yörüngesinde tutan kütle çekimi (yerçekimi) kuvvetini verebiliriz. Evrendeki tüm kütleler büyüklükleri oranında çekim kuvvetine sahiptir. Dünyamızın sahip oldu kütle çekim kuvveti ise denizleri, canlı-cansız herşeyi Dünya yüzeyinde sabit tutar. Böylece ne insanlar, ne diğer canlılar ne de dağlar ve denizler uzay boşluğuna uçmazlar. Bu noktada önemli olan Dünya_nın kütlesinin büyüklüğünün çok hayati bir değer taşıdığıdır. Dünya_nın kütlesi biraz daha fazla olsaydı, üzerindeki herşeyi daha güçlü kendine çekecekti. Bunun sonucunda su yerin içine çekilecek, insanlar çekimin etkisiyle yürüyemeyecek hale gelecek, su ağaçların dallarındaki yapraklara ulaşamayacak, yere çekildiği için bitki örtüsü yok olacak, canlıların vücudundaki kan dolaşımı bozulacak ve tüm kan ayaklarda toplanacaktı. Örnekleri çoğaltmak mümkündür, ancak bu noktada önemli olan Dünya_nın kütlesinin şu andaki ekolojik dengeyi kuracak ve canlıların varlıklarını sürdürecekleri şekilde çok hassas bir ayarda olduğudur.
Dünya_nın sonunun nasıl olacağı konusunda araştırmalar yapan bilim adamları herşeyin gün geçtikçe eskiyip çürümekte olduğunu ve bu çürümenin sonucunda evrenin sonunun geleceğini tahmin etmektedirler. Dünya üzerinde "tek bir protonun" dengesinin bozulmasının dahi bu sona neden olacağını bildirmekte ve büyük bir tehlikeyi haber vermektedirler:
"Evrensel çürüme, eğer gerçekse, asırlar sürecek ama gerçekleştiği zaman ne yıldız, ne insan, ne şiir, ne atom, ne hatıra kalacak geriye..."
Bu açık gerçeğe dikkat çekildikten sonra asıl tehlikeye şöyle işaret edilmektedir:
"Bugüne kadar yapılmış olan hiçbir araştırma ya da deney henüz bir protonun bile yok olduğunu kanıtlayabilmiş değil. Ancak bu, bilim adamlarını bu konuda araştırma yaptırmaktan vazgeçirmiş de değil. Bilim adamlarının proton çürümesine şahit olmaları, tüm evrenin yok olma tehtidi ile karşı karşıya olması anlamına gelecek. Tek bir protonun bile yok olması, evrendeki herşeyin çürümesi demek, çünkü bir protonun bile çürümesi, tüm protonların çürüyebileceğini ve dolayısıyla atomların, moleküllerin ve DNA_ların oluşamayacağını gösterir." 2
Burada sayılan birkaç detay bile evrenin üstün bir güç tarafından, çok büyük bir düzen ve denge ile yoktan var edildiğini delillendirmektedir. Üstün güç sahibi olan Rabbimiz bu kusursuz düzeni an an korumakta, gözetmektedir:
Şüphesiz Allah (cc), gökleri ve yeri zeval bulurlar diye (her an kudreti altında) tutuyor. Andolsun, eğer zeval bulacak olurlarsa, kendisinden sonra artık kimse onları tutamaz. Doğrusu O, Halim_dir, bağışlayandır. (Fatır Suresi, 41)
Allah (cc) Kuran_da, evrende var olan herşeyin bir sonunun olacağını bildirmiştir. Elbette evreni yaratan ve onu her an koruyan Allah (cc), dilediği anda onun varlığına son vermeye de kadirdir. Bu büyük kapanış gününde var olan tüm denge ve düzenler bozulacak, insanın kavrayabilmek için hiç durmadan çaba sarfettiği ve büyüklüğüne hayran olduğu herşey altüst olacaktır:
Bir şeyi dilediği zaman, O_nun emri yalnızca: "Ol" demesidir; o da hemen oluverir. Herşeyin melekutu (hükümranlık ve mülkü) elinde bulunan (Allah (cc)) ne yücedir. Siz O_na döndürüleceksiniz. (Yasin Suresi, 82-83)
Evrenin Yok Olması An Meselesidir
Dünyamız dört bir yandan ölümcül tehditler altındadır. Şaşırtıcı olan ise birçok insanın bu tehlikelerden haberdar olmalarına rağmen, sanki kainatın varlığını sona erdirecek hiçbir tehlike yokmuş ve yaşamları çok büyük bir güvence altındaymış gibi davranmalarıdır. Bu anlayışta olan insanlar için ne ölüm, ne yokoluş, ne de ölüm sonrası olacaklar insanın aklına gelmez.
Dünya uçsuz bucaksız bir boşluk içinde uzun bir yolculuk halindedir. Oysa Dünya_nın yolculuğunu sürdürebilmesi için gerekli olan şartlar, tahmin edilenden çok daha fazladır. Dünya uzaydaki bu yolculuğu sırasında dev göktaşlarından kuyruklu yıldızlara, karadeliklerden, süpernova patlamalarına kadar birçok tehlikeyle karşılaşmaktadır. Dünya_nın kendi yörüngesinde kalması, hızını sabit tutması, eğikliğini bozmaması, kendi etrafında dönerken aynı zamanda da Güneş'in etrafında dönmesi, dönüşü sırasında bir spiral yörünge izlemesi, bu yolculuk sırasında an an gerekli olan tüm oran ve dengeleri sabitlemesi gerekir ki üzerinde bir yaşam oluşabilsin.
Oysa bu dengelerin bozulmaması veya dıştan gelecek bir tehlikenin öldürücü zararlar vermemesi için hiçbir sebep yoktur. Bilim adamları bu tehlikenin varlığına her fırsatta dikkat çekmektedirler. Dünya_nın her an bir tehlikeyle karşılaşabileceği konusunda, ellerindeki bilimsel verilere dayanarak hemfikirdirler. Prof. Dr. Carl Sagan, bu duruma şu şekilde işaret etmektedir:
"Yeryüzü güzel ve oldukça sakin bir yerdir. Değişen şeyler olur, fakat bunlar da çok yavaş gelişir. Olabilir ki, yaşamınızı bir fırtınadan daha şiddetli bir doğal felaket görmeden tamamlayabilirsiniz. Böylece gerilimsiz ve endişesiz olabiliriz. Ne var ki, doğanın tarihinde kayıtlar açık seçiktir. Dünyaların her zaman için yok olması kaçınılmazdır. Biz insanlar bile kendi felaketlerimizi yaratmaya varan bir tekniğe ulaşmışızdır. Bu kasti olabileceği gibi, bilmeden ihmal sonucu da gerçekleşebilir. Uzun geçmişin felaket izlerinin korunduğu diğer gezegenlerde büyük felaketlere ilişkin bir sürü kanıt duruyor. Bütün iş, zaman dilimi sorunudur. Yüz yıl içinde olması düşünülemeyecek bir felaket yüz milyon yılda gerçekleşebilir. Yerküremizde içinde bulunduğumuz yüzyılda bile, kötü doğal olaylarla karşılaşılmıştır." 3
Evrenin yukarıda da sayılan sebeplerden birinin sonucunda yok olması ihtimali hiç de şaşırtıcı değildir. Allah (cc)'ın kıyamet gününde olacağını söylediği olaylar, belki de dünyadaki tüm bu dengelerin bozulması ile meydana gelecektir. Son derece kusursuz bir şekilde işleyen bu düzenin bozulması, ardı ardına gelen felaketlerle sonuçlanabilir. İnsanların kendilerinden bu kadar uzak gördükleri, hatta varlığına dahi ihtimal vermedikleri kıyamet günü, belki de kendilerine çok yakındır.
Dünyamızın Ölümüne Sebep Olabilecek İhtimaller
Dünyanın varlığını sürdürebilmesi için evrende var olan sayısız şartın, aynı anda ve aynı şekilde var olması gerekmektedir. Bugün birçok bilim adamı bu detayların ve dengelerin bozulmaması için neler yapılması gerektiğini araştırmaktadır. Küçük bir örnek vermek gerekirse; bilim adamları ve çevreci kuruluşlar sadece petrol, kömür gibi fosil yakıtların kullanılması nedeniyle çıkan ekonomik ve çevresel sorunların dahi azaltılamayacağını belirtmektedirler. İşte uzmanların söz konusu yakıtların kullanılması sonucu oluşacağına kesin gözüyle baktıkları, hatta oldukça yakın tarihler verdikleri felaket senaryolarından bazıları: 4
1. Ganj ve Nil gibi Dünya_nın en uzun ırmaklarının deltaları sular altında kalacak, Çin_deki ırmakların deltalarıyla, Bengladeş topraklarının dörtte biri sulara gömülecek.
2. Maldiv Adaları'yla Büyük Okyanus_taki adalar ve ada devletler sulara gömülüp yok olacak.
3. Büyük tarım alanları (ABD_nin Middle West Bölgesi, Avrupa ve Kazakistan) çölleşecek. Türkiye Büyük Sahra_ya benzeyecek.
4. Yüksek bölgelerdeki donmuş topraklarda (Sibirya ve Kanada gibi) kısmi çözülme görülecek. Kimi boru hatları, demiryolları ve binalar yıkılacak.
5. Dünya yüzeyinde orman alanlarının üçte biri yok olacak. Dünyanın akciğeri olan yeşil alanların azalması, atmosferdeki karbondioksit miktarının daha da artmasına neden olacak. Bu da sera etkisinin artmasına ve çeşitli kitlesel sağlık sorunlarına sebebiyet verecek.
6. Tropikal bölgelerde görülen tayfun ve siklon gibi doğa olayları çoğalacak. Özellikle Büyük Okyanus ve Atlas Okyanusu_ndaki dip akıntıları (El Nino ve Gulf Stream) yön değiştirerek, kara ve deniz iklimlerini altüst edecek.
7. ABD_nin Teksas Eyaleti_yle, Avrupa_nın Akdeniz kıyılarında sıtma ve benzeri hastalık salgınları görülecek.
8. Alpler ve uzantısındaki dağlarda bulunan buzullar ve Himalaya buzullarının %25_i eriyecek. (Eriyen suyun açacağı zarar tahmin edilenin çok üzerinde olur.) Eriyen buzullar birçok kıyı kentinin su altında kalmasına neden olurken, ada devletler su altında kaldıkları için ortadan kalkacaklar. Bu olay buralarda yaşayan yüz milyondan fazla insanın ölmesine ya da çevre göçmeni olmasına sebep olacak. 5