Müslümanın Ağlaması
İnsanlar, yaşadıkları ve hissettikleri olaylar karşısında tepkilerini çeşitli biçimlerde ortaya koyarlar. Ağlamak da bu türden bir davranıştır. Ağlamanın, insan hayatında özel bir yeri vardır ve bu davranış, insanın yaşamının biçimlenmesinde önemli bir işlev görür.
Ağlamanın insan hayatındaki bu kıymet ve öneminden dolayı, bütün semâvî dinlerde aşırı derecede gülmek hoş karşılanmamış; buna karşılık ağlamak tavsiye edilmiştir. Nitekim Kur'ân-ı Kerim de, az gülüp çok ağlamayı tavsiye eder. Örneğin, bir ayette: "Artık kazanmakta olduklarının cezası olarak az gülsünler, çok ağlasınlar!" buyurulur. Hz. Peygamber de, bir konuşmasında: "Benim bildiğimi siz bilseydiniz az güler, çok ağlardınız" buyurmuştur.
İslâm_da bedenî, ailevî, dünyevî acılardan dolayı taşkınlık yapmadan ağlamak yasaklanmamıştır. Kalben üzülmek ve göz yaşı dökmekte dinen sakınca yoktur. Bu esasın dışında kalan taşkın davranışlar içeren ağlamalar ise yasaklanmıştır.
İslâm_da övülen ve büyük sevap vaat edilen ağlama ise, dinî his ve heyecanla gerçekleşen ağlamalardır. Meselâ, kimsenin bulunmadığı bir yerde Allah (cc)'ı anıp ağlayan müminin ahirette, Allah (cc)'ın özel lütfuna erişeceği bildirilmiştir. Yine Allah (cc) korkusundan ağlayan kişinin cehennemden azad edileceği ve Allah (cc)'ın, kalbi hüzünlü, gözü yaşlı kimselere azab etmeyeceği de Hz. Peygamber_den gelen rivayetler arasındadır.
Günümüzde pek çok müslümanın yoksun bulunduğu bir değerli erdem ve eşsiz bir imkândır ağlamak. Allah (cc) hatırlanınca, okunan Kur'ân ayetlerinin içerdiği derin anlamlar kavranınca kendiliğinden boşalması gereken göz pınarlarımız, ne yazık ki, kaçırdığımız dünyevî menfaatlerin ve uğradığımız acıların ardından hoyratça akıttığımız göz yaşlarımız nedeniyle seller gibi boşalması gereken yerde tek damla akıtmaz olmuştur. Bu durum, bir felaketin de habercidir. Taş kesilen gönüllerimizin habercisi... Kalplerin taşlaşmış olması ise, istikametin yitirildiğinin açık göstergesidir. Bakara Suresi’nin 74. ayeti bu tür kalpleri yermektedir. Bu nedenle yeniden göz pınarlarımıza giden kaynakların yollarını temizlemeli, onarmalı ve ruh dünyamızı arıtan o eşsiz suya (göz yaşına) tekrar kavuşmalıyız. Bu, bir gerekliliktir, zorunluluktur.
Aşağıda Hz. Peygamber_in ve Sahabesinin, dinî his ve heyecanla nasıl ağladıklarına dair birkaç örnek yer almaktadır. Bu örnekler üzerinde dikkatle düşünüldüğünde içinde bulunduğumuz durumun ciddiyeti ve vahameti daha iyi kavranacaktır.
Hz. Peygamber_in Ağlaması
Abdullah b. Mes_ud (r.a) şöyle anlatıyor: Hz. Peygamber, bir gün:"Bana, Kur'ân oku!" dedi. Ben de: "Ey Allah (cc)'ın Resûlü! Kur'ân sana inmiş olduğu hâlde sen benden, sana Kur'ân okumamı mı istiyorsun?" dedim. Bunun üzerine:"Kur'ân'ı başkasından dinlemek hoşuma gidiyor." buyurdu. Böylece İsrâ Sûresi_ni okumaya başladım. "Acaba her ümmetten bir şahid getirdiğimiz ve seni de bunların üzerine şahid kıldığımız zaman (hâlleri) ne olacaktır?!" meâlindeki 41. âyete geldiğimde: "Yeter!" buyurdu. Baktığımda, gözlerinden yaşlar akıyordu.
Bir Âyetin İnişi Üzerine Suffa Ashâbının Ağlaması
Ebu Hüreyre şöyle anlatıyor: "Şimdi siz bu sözden (Kur'ân_dan) mı hayrete düşüyorsunuz? (Günahlarınıza) ağlamıyorsunuz da (Kur'ân ile alay ederek) gülüyorsunuz" meâlindeki Necm Sûresi 59 ve 60. âyetleri nâzil olduğunda Suffa Ashâbı ağladılar. Öyle ki, göz yaşları, yanaklarının üzerinden süzülüyordu. Onların ağlamasını işiten Hz. Peygamber de ağlamaya başladı. Biz de, Hz. Peygamber ağladığı için ağladık. Nihayet Hz. Peygamber: "Allah (cc) korkusundan ağlayan bir kimse, cehennem ateşine girmez. Günah üzerinde ısrar eden de, cennete giremez. Eğer siz, günah işlemeyecek olsaydınız Allah (cc) Teâlâ, sizin yerinize kendilerini affedebileceği, günah işleyen bir topluluk getirecekti." buyurdu.
Hz. Ebu Bekir_in Ağlaması
Kays b. Ebî Hâzim şöyle anlatıyor: Bir gün, Hz. Peygamber_in yanına gitmiştim. Ebu Bekir de oradaydı ve Allah (cc) Teâlâ'ya hamd-ü senâlar ediyor, durmaksızın ağlıyordu.
Hz. Ömer_in Ağlaması
Hz. Ömer, bir cuma günü hutbede Tekvîr Sûresi_ni okudu. Ancak 14. âyet olan,"(İşte o zaman her) nefis (kendisi için önceden) ne hazırlamışsa onu (görür ve) bilir" meâlindeki âyete gelince artık ağlamaktan okuyamaz oldu ve bu yüzden hutbeyi yarıda kesmek zorunda kaldı.
O, herhangi bir âyeti okuyup diğerine geçmek istediğinde ağlamaya başlıyor ve o kadar çok ağlıyordu ki, sonunda tâkati kesilip yere düşüyordu. Sonra da evine çekiliyordu. Halk da, hastalandığını zannederek O’nu ziyarete gidiyordu.
Hz. Osman'ın Ağlaması
Bir gün, bir kabir yanında duran Hz. Osman, mübarek sakalı ıslanıncaya kadar ağladı. Yanındakiler: "Sen, cennet ve cehennemden bahsederken ağlamıyorsun da, kabri hatırladığın da mı ağlıyorsun?" dediler. O da, cevap olarak şunları söyledi: "Ben, Hz. Peygamber_in: "Kabir, âhiret duraklarının ilkidir. Kişi, bundan kurtulabilirse, ondan sonraki duraklar kolaydır. Yok eğer kurtulmazsa, ondan sonrakiler çok daha şiddetlidir. Hiçbir manzara, kabrin manzarasından daha korkunç olamaz." buyurduğunu işittim"
Abdullah b. Ömer_in Ağlaması
Abdullah b. Ömer, Mutaffifin Sûresi_ni okuyordu. Altıncı âyet olan: "O gün insanlar, âlemlerin Rabbi (olan Allah (cc))'ın huzurunda (hesap vermek için) dururlar." meâlindeki âyete geldiğinde ağlamaya başladı. O kadar ağladı ki, güçten düşüp yere kapaklandı.
Bir keresinde Ubeyd b. Umeyr: "Acaba, her ümmetten bir şahid getirdiğimiz ve seni de bunların üzerinde şahid kıldığımız zaman (hâlleri) ne olacaktır?!" âyet-i kerimesini sonuna kadar okudu. O’nu dinlemekte olan Abdullah b. Ömer, sakalı ve yakası gözyaşlarıyla ıslanıncaya kadar ağladı. Bu olayı aktaran Abdullah, şunları söylüyor: "O sırada Abdullah b. Ömer_in yanında oturmakta olan kişinin söylediğine göre kendisi, neredeyse kalkıp Ubeyd b. Umeyr_e: "Vaazını kısa kes! Çünkü şu ihtiyara (Abdullah b. Ömer_e) eziyet ediyorsun!" diye bağıracakmış".
Kuşkusuz onların ağlamaları, dünyevî kaygılardan ileri gelmiyor; aksine Allah (cc)'a duydukları korkudan kaynaklanıyordu. Bu korku karşısında kendilerinden geçiyor, göz yaşlarını tutamıyorlardı.. Onlar, bu çok derin ve ileri korkuyu, bizzat Hz. Peygamber_den öğrenmişlerdi. Aşağıdaki olay da, Sahabenin hayatında bu korkunun boyutlarını gösteren canlı örneklerden birini oluşturuyor.
Allah (cc) Korkusundan Dolayı Ensar_dan Bir Gencin Ciğerlerinin Parçalanması
Ensar_dan bir gencin kalbine, Allah (cc) korkusu girmişti. Cehennem adı geçti mi ağlıyordu. Sonunda bu durumun etkisiyle evinden çıkamaz oldu. Yakınları, onun bu hâlini Hz. Peygamber_e haber verdiler. Hz. Peygamber de, bu genci evinde ziyaret etti. Hz. Peygamber, içeri girdiğinde genç, O’nun boynuna sarıldı ve akabinde ruhunu teslim etti. Bunun üzerine Hz. Peygamber, yanındakilere: "Arkadaşınızın techiz ve tekfinini yapınız. Biliniz ki, Allah (cc) korkusu, onun ciğerini paramparça
etmiştir." buyurdu.