Forum Ana Sayfa
glitter graphics
GÜL-İDİK
 
 SSSSSS   AramaArama   Üye ListesiÜye Listesi   Kullanıcı GruplarıKullanıcı Grupları   KayıtKayıt 
 ProfilProfil   Özel mesajlarınızı kontrol etmek için giriş yapınÖzel mesajlarınızı kontrol etmek için giriş yapın   GirişGiriş 

cuma namazı

 
Yeni başlık gönder   Başlığa cevap gönder     Forum Ana Sayfa -> _______ İlmihal & Fıkıh
Önceki başlık :: Sonraki başlık  
Yazar Mesaj
celalmeydaneri
Kıdemli gül-üye
Kıdemli gül-üye


Kayıt: 31 May 2007
Mesajlar: 67
Konum: kırıkkale

MesajTarih: 10,07,2007, 21:44:42    Mesaj konusu: cuma namazı Alıntıyla Cevap Gönder

. CUMA NAMAZI
A. Cuma Namazının Hükmü
Cuma namazı, farziyyeti Kitap, sünnet ve icma ile sabit olan ve hutbeyi de ihtiva eden iki rekatlı, cemaatle kılınan bir namazdır. Yüce Allah (cc), “Ey inananlar! Cuma günü namaz için çağrı yapıldığında, alışverişi bırakıp hemen Allah (cc)’ı anmaya koşun. Eğer bilirseniz bu, sizin için daha hayırlıdır. Namaz kılınınca artık yeryüzüne dağılın ve Allâh’ın lütfundan nasibinizi arayın. Allâh’ı çok zikredin ki kurtuluşa eresiniz.” buyurmaktadır (Cumu’a 62/9-10). Hz. Peygamber, “Cuma namazına gitmek, ergenlik çağına ulaşmış her Müslüman’a farzdır.” (Nesâî, Cumu’a, 2; Ebû Dâvûd, Taharet, 129), “Cuma namazını kılmayan birtakım kişiler, ya bundan vazgeçerler ya da Allâh kalplerini mühürler de gafillerden olurlar.” (Müslim, Cumu’a, 12; Nesâî, Cumu’a, 2), “Allâh, önemsemeyerek üç Cuma’yı terk eden kişinin kalbini mühürler” (Ebû Dâvûd, Salât, 210; Nesâî, Cumu’a, 2) buyurmaktadır. Cuma namazı, Hz. Peygamber döneminden günümüze kadar bütün Müslümanlarca kılınmış ve bunun farz olduğu konusunda herhangi bir ihtilafa düşülmemiştir.
Cuma namazının hicretten önce farz kılındığına dair rivayetler bulunmakla birlikte, Hz. Peygamber ilk Cuma namazını hicret esnasında Medine yakınındaki Rânûna denilen bir vadide kıldırmıştır.
B. Cuma Namazının Rekat Sayısı
Cuma namazının farzı iki rekattir. Bu konuda herhangi bir ihtilaf yoktur.
Hz. Peygamber’in Cumanın farzından önce, nafile olarak bir namaz kılıp kılmadığı konusunda fıkıh bilginleri, konuyla ilgili muhtelif rivayetlerden hareketle farklı görüşler ortaya koymuşlardır:
Cuma’nın farzından önce nafile bir namaz olmadığını ileri süren fakihler bulunmaktadır. Onlara göre Hz. Peygamber, Cuma namazı için mescide gelince, namaz kılmadan doğrudan minbere çıkmıştır. Sahabenin kıldığı rivayet edilen namaz ise, sünnetle ilişkisi olmayan nafile bir namazdır (İbn Kayyım, Zâdü’l-Meâd, I/118-119). Buna karşılık Hanefî, Mâlikî ve Şâfiî bilginlerine göre, Hz. Peygamber, Cuma namazının farzından önce tahiyyetü’l-mescid dışında, nafile olarak namaz kılmıştır. Hanefîler bu namazın dört rekat olduğunu, diğerleri ise belli bir rekat sayısıyla sınırlı olmadığını belirtmişlerdir (İbn Humam, Fethu’l-Kadîr, II/39; İbn Kudâme, Muğnî, II/250; İbn Abidin, Reddü’l-Muhtar, I/452). Sahih hadis kaynaklarında Hz. Peygamber’in Cuma namazından önce nafile olarak namaz kıldığına dair bir çok rivayet bulunmaktadır (İbn Mâce, Salat, 94; Buhârî, Cumu’a, 33, 39; Ebû Dâvûd, Salât, 244).
Hz. Peygamber’in Cuma namazından sonra nafile olarak namaz kıldığı konusunda ihtilaf olmamakla birlikte, bu namazın kaç rekat olduğu konusunda görüş farklılığı bulunmaktadır. Bu namaz, Ebu Hanife’ye göre bir selamla dört, Şâfiî’ye göre iki selamla dört, Ebû Yûsuf’a göre ise dört rekatta bir selam ve iki rekatta bir selam vermek üzere toplam altı rekattır (İbn Hümâm, Fethu’l-Kadîr, II/39; Şirbînî, Muğni’l-Muhtâc, I/451). Sahih hadis kaynaklarında yer alan bazı rivayetlerde, Hz. Peygamber’in Cuma namazından sonra dört, bazı rivayetlerde ise iki rekat nafile namaz kıldığı bildirilmektedir (Ebû Dâvûd, Salât, 244; İbn Mâce, İkâmetu’s-Salât, 95; Buhârî, Cumu’a, 39). İbn Teymiyye, İbn Kayyım gibi bazı alimler, konuyla ilgili çeşitli rivayetleri birlikte değerlendirerek, camide kılınırsa dört, evde kılınırsa iki rekat kılınabileceği görüşüne varmışlardır.
Zikredilen bu rivayetler, Hz. Peygamber’in Cuma namazından önce ve sonra, ismi ne olursa olsun evde ya da camide nafile namaz kıldığını göstermektedir. Bu itibarla, Cumadan önce ve sonra kılınan namazlar, Cuma namazına daha sonra yapılan bir ilave olmayıp, Hz. Peygamber’in uygulamasına dayanmaktadır.
C. Cuma Namazı ile Yükümlü Olmanın Şartları
Cuma namazı, akıllı, buluğ çağına erişmiş, sağlıklı, hür ve mukim Müslüman erkeklere farz kılınmıştır. Kadınlar, hürriyeti kısıtlı olanlar, yolcular ve cemaata gelemeyecek kadar mazereti olanlar Cuma namazı kılmakla yükümlü değildirler. Zira Hz. Peygamber, köle, kadın, çocuk, hasta ve yolcu dışında Cuma namazının her Müslüman’a farz olduğunu belirtmiştir (Ebû Dâvûd, Salât, 215; Beyhakî, Sünen, III/183-184, H.No: 5422, 5425, 5426; Darakutnî, Sünen, II/2, H.No: 2; İbn Ebî Şeybe, Musannef, I/446, H.No: 5148; Ebû Muhammed el-Bağavî, Mesabihu’s-Sünne, I/470). Ancak Cuma namazını kılmaları halinde bu kimselerin namazları geçerli olup ayrıca öğle namazı kılmaları gerekmez.
D. Kadınların Cuma namazı kılmaları
Cuma namazı kılmak kadınlara farz değildir. Konuyla ilgili hadisleri ve uygulamaları göz ardı ederek, sadece Cuma namazını farz kılan ayetteki “ey iman edenler” ifadesinden hareketle kadınların Cuma ile mükellef olduklarını söylemek doğru değildir. Aksi halde, hükümlü, hasta ve diğer mazeret sahiplerinin de Cuma ile mükellef olmaları gerekir. Zira Hz. Peygamber, kadın, hasta, yolcu ve hürriyeti kısıtlı olanların Cuma namazı ile yükümlü olmadıklarını belirtmek suretiyle ayetin hükmünü tahsis etmiştir (Ebû Dâvûd, Salât, 215; Beyhakî, Sünen, III/183-184, H.No: 5422, 5425, 5426; Darakutnî, Sünen, II/2, H.No: 2; İbn Ebî Şeybe, Musannef, I/446, H.No: 5148; Ebû Muhammed el-Bağavî, Mesabihu’s-Sünne, I/470).
Ayrıca, hadis ve siyer kaynaklarında, Hz. Peygamber döneminde bazı hanımların münferiden Cuma namazına katıldıklarını bildiren rivayetler bulunmakla birlikte, onların erkekler gibi yoğun bir şekilde Cuma’ya iştirak ettiklerini gösteren bir bilgi bulunmamaktadır. Asr-ı saadetten günümüze kadar da, müçtehit imamlar ve daha sonraki bilginler, bunlara dayanarak Cuma namazının kadınlara farz olmadığı konusunda ittifak etmişlerdir (Bk. İbn Rüşd, Bidayetü’l-Müctehid, I/157; İbn Kudâme, Muğnî, II/193; İbn Hazm, Muhallâ, III/259; İbn Hümam, Fethu’l-Kadîr, II/62; eş-Şirbînî, Muğni’l-Muhtâc, I/276; Yusuf el-Hûlî, Nihayetü’l-İhkâm, II/42; Sa’dî Ebû Ceyb, Mevsûatü’l-İcmâ’, II/633).
Cuma namazının kadınlara farz kılınmamış olması, onlar hakkında bir mahrumiyet değil bir muafiyettir. Diledikleri takdirde, camiye gidip cemaatle Cuma namazı kılmalarında dinen bir engel yoktur.
E. Cumanın Sıhhat (Geçerlilik) Şartları
Fıkıh bilginleri, Cuma namazının geçerli olması için bazı şartlar ileri sürmüşlerdir. Bu şartlardan hutbe, şehir ve cemaat şartlarının Kurulumuzca değerlendirilmesine ihtiyaç duyulmuştur.
1. Hutbe
Hutbe, Cuma ve bayram namazlarında, genel olarak, Allâh’a hamd, Rasûlüne salât ve Müslüman’lara nasihatten oluşan konuşmayı ifade eder.
Hutbe Cuma namazının geçerlilik şartlarındandır. Cuma suresinin 9. ayetindeki “Allâh’ı anma” ifadesini, Hz. Peygamber’in hutbe ile ilgili hadislerini ve uygulamalarını göz önünde bulunduran müçtehitler, hutbenin cumanın sıhhatinin şartı olduğunu ittifakla kabul etmişlerdir (İbn Hümâm, Fethu’l-Kadîr, II/28; İbn Kudâme, el-Muğnî, III/170-171; Şirbînî, Muğni’l-Muhtâc, I/549; Kâsânî, Bedâi’u’s-Sanâ’î, II/195-198; Nevevî, Mecmû’, IV/382383).
Hutbenin, Cuma vaktinde ve namazdan önce okunması gerekir. Zira Hz. Peygamber, hutbeyi Cuma namazından önce okumuştur (Ebû Dâvûd, Salât, 240; Abdürrazzâk San’anî, el-Musannef, III/222, H. No: 5413). Bu yüzden bütün fıkıh bilginleri hutbenin namazdan önce okunması gerektiği konusunda görüş birliği içindedirler. Günümüze kadar uygulama da bu şekilde olmuştur (İbn Hümâm, Fethu’l-Kadîr, II/28; İbn Kudâme, el-Muğnî, III/170-171; Şirbînî, Muğni’l-Muhtâc, I/549; Kâsânî, Bedâi’u’s-Sanâ’î, II/195-198; Nevevî, Mecmû’, IV/382383).
2. Şehir
İslâm bilginleri Cuma namazının sahih olması için, Cuma namazının şehir veya şehir hükmünde bir yerleşim biriminde kılınması gerektiğini ileri sürmüşler, ancak şehrin tanımı konusunda ihtilaf etmişlerdir.
Hz. Peygamber, ilk Cuma namazını, Mekke’den Medine’ye hicreti esnasında Salim b. Avf oğullarının ikamet ettiği Rânûnâ adı verilen bir vadide kıldırmıştır (İbn Hişam, es-Sîretü’n-Nebeviyye, III/22).
Buna göre, farzı eda edecek sayıda cemaatin bulunduğu mezra, köy, belde, şehir gibi büyük veya küçük tüm yerleşim birimlerinde kılınan Cuma namazı sahihtir. Nitekim Diyanet İşleri Reisliği Müşavere Heyetinin (Din İşleri Yüksek Kurulunun) 16/04/1933 tarih ve 190 sayılı kararında da bu husus vurgulanmıştır.
3. Cemaat
Cuma namazının sıhhat şartları arasında ileri sürülen cemaat şartı; cemaati oluşturan en az kişi sayısı ve bir yerleşim biriminde birden fazla yerde Cuma namazının kılınıp kılınamayacağı şeklinde iki yönden ele alınmıştır.
a) Cemaati oluşturan en az kişi sayısı
Cuma namazının sahih olması için cemaatin şart olduğu konusunda bütün bilginler ittifak etmekle birlikte, gerekli asgari sayının kaç olduğu hususunda farklı görüşler belirtmişlerdir.
Hanefi Mezhebinde, Cuma namazının kılınabilmesi için, Ebu Hanife ve Muhammed b. Hasen eş-Şeybânî’ye göre, imamın dışında en az üç, Ebû Yusuf’a göre ise, iki kişinin bulunması gerekir (İbn Hümâm, Fethu’l-Kadîr, II/31; İbn Abidin, Reddu’l-Muhtâr, I/545). Şafiî ve Hanbelîlere göre, en az kırk (Şafiî, Ümm, I/328; Nevevî, el-Mecmû’, IV/353; Şirbinî, Muğni’l-Muhtâc, I/545; İbn Kudâme, el-Muğnî, III/204); Malikîlere göre de on iki kişinin bulunması şarttır (Huraşî, Şerhu Muhtasari Halîl, II/76-77).
Şafiîler ve Hanbeliler görüşlerini, Hz. Peygamber’in Medine’ye gelmesinden önce Es’ad b. Zürâre tarafından Medine’de kıldırılan ilk Cuma namazında kırk kişinin hazır bulunduğunu bildiren rivayetlere dayandırmaktadırlar (Ebû Dâvûd, Salât, 216; İbn Mâce, Salât, 78). Bu mezheplere göre, bundan sonra Rasulullah zamanında kılınan Cuma namazlarında sayı kırk kişinin altına düşmemiştir. Ayrıca bunlar, Ubeydullah b. Abdullah b. Utbe’den rivayet edilen “kırk kişi bulunan her yerleşim biriminde, Cuma namazı kılmak farzdır” haberi ile Ömer b. Abdilaziz’in, Şam ile Mekke arasında bulunan “miyah” halkına gönderdiği mektuptaki, “kırk kişiye ulaşınca Cuma namazını kılın” ifadesini delil olarak ortaya koymuşlardır (Beyhakî, es-Sünenü’l-Kübrâ, III/177-178, H.No: 5398, 5399).
İleri sürülen bu deliller, Cuma namazının farz olması için kırk kişinin bulunması gerektiğini ispata yeterli değildir. Zira, Hz. Peygamber’in Medine’ye gelmesinden önce, Medine’de kılınan Cuma namazında kırk kişinin hazır bulunması, bundan aşağı sayıda kişiyle Cuma namazı kılınamayacağını göstermez. Nitekim Mus’ab b. Umeyr’in, Hz. Peygamber’in emri ile Medine’de 12 kişiye Cuma namazı kıldırdığı rivayet edilmektedir (Beyhakî, es-Sünenü’l-Kübrâ, III/179, H.No: 5407). Ayrıca Rasulullah’ın kıldırdığı bir Cuma namazında, ticaret kervanının geldiğini haber alan cemaatten on iki kişi haricindekilerin dışarı çıktığı rivayeti sahih hadis kaynaklarında yer almaktadır (Buhârî, Cumua, 38).
Öte yandan Hz. Peygamber’in, “Bir yerleşim biriminde, sadece dört kişi bulunsa bile, Cuma namazı kılmak farzdır.” buyurduğu rivayet edilmektedir (Beyhakî, Sünen, III/179 H.No: 5406, 5407; Darakutnî, Sünen, II/8-9 H.No: 1-3; Azim Âbâdî, Avnü’l-Ma’bûd, III/283). Cuma cemaatinin asgari sayısı hakkında varit olan haberler genelde zayıf kabul edilmekle beraber, fiilî uygulama ile Cuma namazının farziyyetini mutlak olarak ifade eden ayet ve hadisler dikkate alınınca, bir sayı şartı olmadığı anlaşılmaktadır. Ayrıca, Cuma namazının kılınabilmesi için 40 kişinin bulunması gerektiği konusunda Hz. Peygamber’den menkul bir rivayet bulunmamaktadır.
Kur’an-ı Kerim’de Cuma namazı mutlak olarak bütün mü’minlere farz kılınmıştır (Cumua 62/9). Hz. Peygamber bunlardan kimlerin muaf tutulduğunu hadislerinde belirterek ayetin genel hükmünü tahsis etmiştir (Ebû Dâvûd, Salât, 215; Beyhakî, Sünen, III/183-184, H.No: 5422, 5425, 5426; Darakutnî, Sünen, II/2, H.No: 2; İbn Ebî Şeybe, Musannef, I/446, H.No: 5148; ) ve O’nun dışında kimsenin, ayetlerin hükmünü tahsis etme yetkisi de yoktur.
Bu itibarla, bir yerleşim biriminde İmamla birlikte en az dört kişinin bulunması halinde Cuma namazı kılınması gerekir.
b) Bir yerleşim biriminde birden fazla yerde Cuma namazı
Bir yerleşim biriminde birden fazla yerde Cuma namazı kılınıp kılınmayacağı konusunda farklı görüşler bulunmaktadır. Hanefi mezhebinde ağırlıklı görüşe göre, birden fazla yerde Cuma namazı kılınabilir (Kâsânî, Bedâi’u’s-Sanâî, II/191-192; İbn Hümâm, Fethu’l-Kadîr, II/14-15; İbn Abidîn, Reddü’l-Muhtâr, I/541). Diğer üç mezhebe göre ise, zorunluluk bulunmadıkça, bir yerleşim yerinde sadece bir yerde Cuma namazı kılınır; bir ihtiyaç bulunması halinde ise, birden fazla yerde Cuma namazı kılınabilir. İhtiyaç yokken, birden fazla yerde kılınması halinde, namaza ilk başlayanların Cuma namazları sahih olur, diğerlerininki sahih olmaz. Bu durumda diğerlerinin öğle namazını kılmaları gerekir (Şirbînî, Muğnî’l-Muhtâc, I/544; Nevevî, el-Mecmû’, IV/451-452; Sahnûn, el-Müdevvene, I/277-278; İbn Kudâme, el-Muğnî, III/212; Hurâşî, Şerhu Muhtasari Halîl, II/74-75).
Zuhr-i ahir namazı veya o günkü öğle namazının iade edilmesi konusu, bir yerleşim biriminde birden fazla yerde Cuma namazının kılınmasından kaynaklanmaktadır.
II. ZUHR-İ AHİR (Son Öğle) NAMAZI
Son öğle namazı anlamına gelen Zuhr-i âhir namazı, bir kısım İslâm bilginleri tarafından, Cuma namazının sahih olmaması ihtimaline binaen, ihtiyaten kılınması öngörülen o günkü öğle namazıdır.
Sıhhat şartlarındaki ihtilaf sebebiyle Cuma namazının geçerli olmaması ihtimalinden hareketle zuhr-i ahir namazının kılınmasının gerektiğini ileri sürenler olduğu gibi, buna karşı çıkanlar da olmuştur.
A. Zuhr-i Ahir Namazının Gerekliliğini İleri Sürenlerin Delilleri
Zuhr-i ahir namazının gerekliliğini ileri sürenlerin hareket noktası, bir yerleşim biriminde birden fazla camide Cuma namazının sahih olmaması ihtimalidir. Bunlara göre, bir zorunluluk bulunmadıkça, bir yerleşim yerinde sadece bir yerde Cuma namazı kılınır. İhtiyaç yokken, birden fazla yerde kılınması halinde, namaza ilk başlayanların Cuma namazları sahih olur, diğerlerininki olmaz. Bu durumda diğerlerinin öğle namazını kılmaları gerekir. Cuma namazını hangisinin önce kılındığının tespit edilememesi durumunda ise, ihtiyaten hepsinin öğle namazını kılmaları bir çözüm olarak öngörülmüştür. Bu görüşlerini de, Cuma namazının toplanmak ve hutbe irat etmek için meşru kılındığı gerekçesine ve Hz. Peygamber ve hulefa-i raşidîn döneminde tek bir yerde Cuma kılındığına dayandırmaktadırlar (Şirbînî, Muğnî’l-Muhtâc, I/544; Nevevî, el-Mecmû’, IV/451-452; Sahnûn, el-Müdevvene, I/277-278; İbn Kudâme, el-Muğnî, III/212; Hurâşî, Şerhu Muhtasari Halîl, II/74-75).
B. Zuhr-i Ahirin Kılınmaması Gerektiğini İleri Sürenlerin Delilleri
Zuhr-i ahir namazının kılınmasına karşı çıkanlar, şüpheyle yapılan ibadetin geçerli olmayacağı düşüncesinden hareketle, bu namazın kılınmaması gerektiğini söylemişlerdir. Bunlara göre, şüpheyle ibadet makbul değildir. Bu itibarla, “belki Cuma namazı sahih olmamıştır” diye zuhr-i ahir kılmak doğru olmaz. Ayrıca zuhr-i ahir kılınması gerektiğini ileri sürmek, halkın gözünde, Cuma namazının farz olmayıp, öğle namazının farz olduğu ya da bir vakitte ikisinin de farz olduğu zannını uyandırır. İbn Nüceym, Alaü’d-din Haskefî, Cemaleddin el-Kasimî, Mehmet Zihni Efendi gibi bilginler bu görüştedirler (İbn Nüceym, el-Bahru’r-Râik, II/154-155; İbn Abidîn, Reddü’l-Muhtâr, I/536; Cemalettin el-Kasımî, Islahu’l-Mesâcid, s.50; Mehmet Zihni Efendi, Nimet-i İslâm, 439-440).
Bir kısım alimler ise, Hz. Peygamber, sahabe ve tabiîn döneminde böyle bir namaz bulunmadığından hareketle, zuhr-i ahir kılmayı bidat kabul etmişlerdir (Azim Abâdî, Avnü’l-Ma’bûd, III/397,406; Reşid Rıza, Fetâvâ, I/199-200,301-305; III/941; IV/1551, 1591; VI/2521).
C. Delillerin Değerlendirilmesi
Zuhr-i ahirle ilgili olarak tarafların ileri sürdükleri görüşlerin delilleri göz önünde bulundurulduğunda, bu namazı kılmanın gerekli olmadığı anlaşılmaktadır. Şöyle ki, Hz. Peygamber zamanında Cuma namazının sadece bir yerde kılınmış olması, bir yerleşim biriminde birden fazla yerde Cuma namazı kılınamayacağı anlamına gelmez. Zira o dönemde böyle bir ihtiyaç söz konusu değildi. Ayrıca yeni inen ayetleri Hz. Peygamber’in ağzından işitme iştiyakı içinde bulunan sahabenin, başka bir yerde Cuma namazı kılmalarını düşünmek mümkün değildir.
Bir yerleşim biriminde bir yerde Cuma namazı kılınmaması sebebiyle Cumanın sahih olmayacağını söyleyen müçtehitlerin tamamı, ihtiyaç halinde birden fazla yerde cumanın kılınabileceğini kabul etmişlerdir. Nitekim, İmam Şafiî Bağdat’a gittiğinde birden fazla yerde Cuma namazı kılındığını gördüğü halde, buna karşı çıkmamıştır (Nevevî, Mecmû, IV/452; Şirbînî, Muğni’l-Muhtâc, I/544). Günümüzde ise, çoğunlukla bir yerleşim biriminde tek camide Cuma namazı kılınması mümkün olmadığından birden fazla yerde Cuma namazı kılınması kaçınılmaz olmuştur.
İbadetlerde aslolan, kabul edilmesidir. Hz. Peygamber Yüce Allâh’ın, “Ben kulumun benim hakkımdaki zannına göre muamele ederim.” buyurduğunu bildirmektedir (Müslim, Zikir, 1; Tirmizî, Zühd, 51). Başka bir hadislerinde de, “Ameller niyetlere göredir.” buyurmuşlardır (Buharî, Bed’ü’l-vahy, 1). Bu itibarla Cuma namazının kabul olunacağına inanarak kılınması ve bunda şüpheye düşülmemesi gerekir.
Diğer taraftan zuhr-i ahir namazının ihtiyat sebebiyle kılındığını ileri sürmek, sağlam bir temele dayanmamaktadır. Zira, ihtiyat iki delilden kuvvetli olanı tercih etmektir. Halbuki, Cuma namazının farz olduğunu ifade eden ayet ve hadislere karşı, birden fazla yerde kılınmasının caiz olmayacağı konusunda bir delil bulunmamaktadır. Bir yerde kılınması şartını ileri sürenlerin, ihtiyaç bulunduğunda kılınabileceğini belirtmeleri de bunu göstermektedir. Kaldı ki Kur’an-ı Kerim’de, “Allâh bir kimseyi ancak gücünün yettiği şeyle yükümlü kılar” (Bakara 2/286); “Allâh dinde üzerinize hiçbir güçlük yüklemedi.” (Hac 22/78) buyrulmaktadır.
Diğer taraftan ihtiyat, bir faydaya dayalı olmalıdır. Oysa, zuhr-i ahirin kılınması gerektiğini söylemek, insanların Cuma’dan sonra kılınacak sünneti terk etmelerine sebep olmaktadır. Farzdan sonra sünnet namazdan başka bir namaz olmadığı anlatılır ve uygulama da buna göre olursa, bu sünneti yerine getirenlerin sayısı artacaktır. Asıl ihtiyat, Allâh ve Rasulü Müslüman’ları ne ile sorumlu kılmış ise onları yerine getirmek, buna bir şeyi ilave etmemektir.
III. SONUÇ
Yukarıda yapılan açıklamalar ışığında;
1. İki rekat olan Cuma namazının farziyetinin Kitap, sünnet ve icma ile sabit olduğuna, sıhhat şartlarından olan hutbenin Cuma namazının farzından önce okunması gerektiğine,
2. Cuma namazının farzından önce ve sonra, Hz. Peygamber’in nafile olarak namaz kıldığı sabit olduğundan, Cuma’dan önce ve sonra nafile namaz kılmanın sünnet olduğuna, bu nafile namazların dördü farzdan önce, dördü de sonra olmak üzere toplam sekiz rekat kılınmasının uygun olacağına,
3. Cuma namazının kadın, hasta, yolcu, hürriyeti kısıtlı ve cemaate katılamayacak derecede mazereti olanlara farz olmadığına, bununla birlikte kılmaları halinde namazlarının geçerli olup, ayrıca öğle namazı kılmaları gerekmediğine,
4. İmamla birlikte en az dört kişinin bulunduğu mezra, köy, belde, şehir gibi büyük veya küçük tüm yerleşim birimlerinde Cuma namazının kılınması gerektiğine,
5. Bir yerleşim biriminde birden fazla yerde Cuma namazı kılınabileceğine, bu sebeple zuhr-i ahir namazının kılınmasına gerek olmadığına,
6. Zuhr-i ahir namazını kılmak isteyenlere ise mani olunmasının uygun olmayacağına,
Karar verildi.
Başa dön
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder E-posta gönder
Yılmaz
gül-idik owner
gül-idik owner


Kayıt: 29 Nis 2007
Mesajlar: 796
Konum: Türkiye

MesajTarih: 16,09,2007, 12:13:53    Mesaj konusu: y Alıntıyla Cevap Gönder

1. İki rekat olan Cuma namazının farziyetinin Kitap, sünnet ve icma ile sabit olduğuna, sıhhat şartlarından olan hutbenin Cuma namazının farzından önce okunması gerektiğine,
2. Cuma namazının farzından önce ve sonra, Hz. Peygamber’in nafile olarak namaz kıldığı sabit olduğundan, Cuma’dan önce ve sonra nafile namaz kılmanın sünnet olduğuna, bu nafile namazların dördü farzdan önce, dördü de sonra olmak üzere toplam sekiz rekat kılınmasının uygun olacağına,
3. Cuma namazının kadın, hasta, yolcu, hürriyeti kısıtlı ve cemaate katılamayacak derecede mazereti olanlara farz olmadığına, bununla birlikte kılmaları halinde namazlarının geçerli olup, ayrıca öğle namazı kılmaları gerekmediğine,
4. İmamla birlikte en az dört kişinin bulunduğu mezra, köy, belde, şehir gibi büyük veya küçük tüm yerleşim birimlerinde Cuma namazının kılınması gerektiğine,
5. Bir yerleşim biriminde birden fazla yerde Cuma namazı kılınabileceğine, bu sebeple zuhr-i ahir namazının kılınmasına gerek olmadığına,
6. Zuhr-i ahir namazını kılmak isteyenlere ise mani olunmasının uygun olmayacağına,
Karar verildi.

ok yönü

Allah (cc) razı olsun güzel bir konuyu işlemişsin celal kardeşim.
Haydin müminler her cuma günü dolduralım camimizi ve üzerimize farz olan bu cıma namazını kılalım.

Allah (cc) sürekli cuma namazını kılan kullarından eylesin bizleri


_________________
Ne idik ne olduk, gül idik solduk, izzet içinde iken zillete düçar olduk, güzellikler içinde iken çirkinliklere razı olduk.
Başa dön
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder Yazarın web sitesini ziyaret et AIM Adresi Yahoo Messenger MSN Messenger
hacı sümer
Kıdemli gül-üye
Kıdemli gül-üye


Kayıt: 19 Ağu 2007
Mesajlar: 97
Konum: KIRIKKALE

MesajTarih: 02,11,2007, 18:25:00    Mesaj konusu: dikkatli okuyalım lütfen Alıntıyla Cevap Gönder

dikkatli oku
CUM_A NAMAZININ VÜCUBUNUN ŞARTLARI:



Şeyh Ahmed Tahtavi_nin Merâk'ûl-Felâh isimli kitabında:

Cum_a farz-ı ayn_dır, Kitap (Kur'ân-ı Kerim), hadîs ve icma ile tesbit edilmiştir. İnkâr eden kâfir olur.

Aşağıda gelecek olan vasıfları üzerinde toplayan kişilere cum_a namazı farz-ı ayndır, mecburidir.

1-) Hür olmak (Hapsedilmiş olmamak, düşman ve yırtıcı hayvan korkusu olmamak).[9]

Düşmandan mal, can, namus emniyeti ortadan kalkarsa o zaman düşmanla harp etmek için cum_a namazı kılınmaz. Ona dar'ül harp denir.

2-) Erkek olmak.[10]

3-) Buluğa ermiş akıl baliğ olmak ve akıllı olmak.

4-) Mukim olmak (orada ikamet etmiş olmak).[11]

5-) Sıhhatli olmak (hasta bakıcı ile fazla ihtiyar kimse de hasta hükmündedir).[12]

6-) Yürümeye gücü yetmek.[13] (Şiddetli yağmur, kar, çamur ve benzerleri bulunmamak.)[14]

Çünkü şehre uzak yere gidiyor veya köyden köye gidiyor.





CUM_ANIN EDASI

NAMAZ KILAN ŞAHSIN (NAMAZIN EDASININ) DIŞINDA OLAN ŞARTLARI



Bilâl Babam buyurdu:

1-) Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in zamanında cum_a namazı bir şehirde ve bir yerde kılındı. Cum_a namazı kılınacak yerde çarşı, pazar, otel, hükümet kuvveti (polis, jandarma) olmalıdır. Böyle olan yerde kılınır.[15]

2-) Cum_a namazını başkentte Cumhurreisi; vilayetlerde vali; kazalarda kaymakam kıldırmalıdır veya o gün için onların vekil ettiği kişi kıldırır. Onların da namaz kıldıracak kadar İslâmi bilgiye sahip olması lâzımdır. Şimdi köylerde cum_a namazı kılınmasının sebebi namazın sevabından mahrum kalmasınlar diye izin verilmiştir.[16]

3-) Öğle vaktinin girmiş olması lazımdır. “Namaz zaten vaktinde kılınır,” diyenler Arafat_ta vakfede öğle ile ikindi, akşam ile yatsı beraber kılınıyor. Fakat cum_a namazı muhakkak vaktinde kılınmalıdır.[17]

4-) Namazdan önce hutbe okunmalıdır.[18] (Emir_il-Mü'minin namına hutbe okunur.)

5-) Cemaattır. Hanefilerce cum_a namazının kılınabilmesi için imamdan başka en az üç, Şafiîlerce kırk erkeğin tamam olması lâzımdır.[19]

6-) Berat_tır. Caminin yapılması için devletçe uygun görülüp izin verilmesi yani cami yapılacak yer için şikayet eden var mı? Benim yolumu daraltıyor, benim arsama geçmiş gibi şikayetler olmamalıdır. Bunun için bu beratı verecek padişah, cumhurreisi kimse caminin yerine bir heyet gönderir, herkes memnun mu? Kimsenin hakkına tecavüz ediliyor mu? Zorla mı istimlâk olmuş. Bunlar incelenir sonunda müsaade edildiğine dair evrak yazılır, mühürlenir verilir. Buna berat denir. Cephede başkumandanın kılıcını diktiği yer berattır. Meselâ; bizim köyün camisinin beratı Abd_ul Hamid zamanında gelmiştir. Bilâl Babam camiyi büyütmek (genişletmek) istiyordu. Caminin yıkılıp yerine büyük cami yapılması lazımdı. Ama Bilâl Babam camiye hiç dokunmadı. Etrafından yeni duvarları ördürdü. Evvelki cami ortada kaldı. O vaziyette yeni camide namaz kıldırdı. Daha sonra içindeki ufak caminin duvarlarını söktürüp onu kaldırdı. Bilâl Babama:

- Niçin böyle yaptın? sorusuna Bilâl Babam:

- Caminin beratına halel (eksiklik) gelmesin diye yaptım. Yeni caminin içinde namaz kıldıktan sonra eski caminin duvarını söktürüp yeni camiye katmakla caminin beratına hiç bir noksanlık gelmedi. Bu camiyede berat verilmiş oldu.





CUM_A NAMAZINDA ZUHR-U ÂHİR'İN KILINMASI HAKKINDA



(Fetâvayi Hindiyye, Cild 1, s.484)

“Herhangi bir yerde, cum_anın caiz olup olmadığı hususunda bir tereddüt meydana gelirse, (bulunulan yerin şehir olup olmadığı hakkında veya başka bir durumda) mukim olan cum_a ehlinin cum_a namazından sonra, öğle namazı niyyeti ile dört (4) rek'ât namaz kılmaları münasip olur. Buna zuhri ahir denir. Bir kimse böyle yapmakla (eğer cum_a yerini bulmamış olursa) kesin olarak vaktin farzı uhdesinden düşmüş olur. KAFİ'de de MUHİYT_te de böyledir.

Kılınan bu dört (4) rek'ât namaza nasıl niyet edileceği hususunda görüş ayrılığı vardır. «Bu namazı kılan kimse üzerinde olan son öğle namazı niyyeti ile kılar.» denilmiştir. En güzeli budur. İhtiyata uygun olan ise: “Niyet ettim, vaktine erişip de (henüz) kılmadığım son öğle namazına” demektir. GUNYE_de de böyledir.



(İbn-i Abidin, (Reddü'l-Muhtar) Cild 2, s.134)

“Kezâ cum_a günü kılınan âhir zuhur da böyledir. Cum_anın sahih olduğu anlaşılır da o kimsenin kazaya kalmış öğle namazı da bulunmazsa kıldığı âhir zuhur Cumhur_a göre cum_anın sünneti yerine geçer. Çünkü vasıf lağv olur, asıl kalır. Bununla da sünnet eda edilmiş olur. Nitekim bunu «FETİH» sahibi böyle izah etmiş, «BAHIR» ve «NEHİR» sahipleri de ikrarda bulunmuşlardır. Ama öğle namazında beşinci rek'âta kalkar da sonra bir rek'ât daha katarak altıyı tamamlarsa bu iki rek'ât öğlenin sünneti yerine geçmez. Çünkü burada kasden namaza başlama yoktur.”



(İbn–i Abidin, (Reddü'l-Muhtar) Cild 3, s.300-301)

“Ben derim ki: Belki ihtiyat olan onu kılmaktır. Bu, mes_uliyetten yüzde yüz çıkmak manasına gelir. Zira müteaddit yerlerde kılmanın caiz olması delil itibariyle daha kuvvetli olsa da bunda kuvvetli bir şüphe vardır. Çünkü Ebû Hanîfe_den hilafı da rivâyet edilmiş; bu rivâyeti TAHAVİ, Tİ-MURTAŞİ ve MUHTAR sahibi tercih etmişlerdir; Attâbi ise onu daha zahir bulmuştur. İmam Şafiî'nin mezhebi bu olduğu gibi İmam Mâlik_in meşhur olan kavli ve İmam Ahmed_den rivâyet edilen iki kavilden biri de budur. Nitekim Makdisî bunu «NURU'Ş-ŞEM_A Fİ ZUHARU_L-CUM_A» adlı eserinde zikretmiştir.

Müttefekun aleyh bir hadîste: “Her kim şüphelerden korunursa, dinini ve ırzını kurtarmıştır.” buyurulmuştur. Onun için ulemadan biri hiç namazını bırakmayan birinin ömrü boyunca bütün namazlarını kaza etmesi hakkında “Mekruh değildir. Çünkü bu ihtiyatla ameldir.” demiştir. KINYE_de ise “namazlarında müctehidlerin hilâfı varsa bu daha iyidir.” denilmektedir.

Bize yukarıda naklettiğimiz hilâf kâfidir. Makdisi_nin MUHİT_den nakline göre şehir hükmünde olduğunda şüphe edilen her yerde (ki günümüzde şehirlerde de cum_anın şartları yerine gelmediğinden şehirlerde de zuhr-u âhir kılınmalıdır.) cum_adan sonra cemaatın ihtiyaten âhir zuhur niyetiyle dört rek'ât namaz kılmaları gerekir. Tâki cum_a namazı yerini bulmamışsa son öğleyi kılmakla vaktin farzını eda etmiş olsunlar. KAFİ'de de bunun benzeri sözler vardır.



KINYE_de beyan olunduğuna göre; Merv denilen şehirde iki yerde cum_a kılınıp kılınmayacağı hususunda ulema ihtilâf ettikleri vakit imamları cum_adan sonra dört rek'ât âhir zuhur kılmalarını halka ihtiyaten vacip olmak üzere emretmişlerdir.



Bu hâdiseyi HİDAYE şarihlerinden birçoklarıyla diğerleri nakletmiş ve ele almışlardır. ZAHİRİYE_de namaz borcundan yüzde yüz kurtulmak için Buhârâ ulemasının bunu tercih ettikleri bildirilmiştir. Sonra MAKDİSA FETİH_den naklen, «Bir kimse bulunduğu yerin şehir olduğunda tereddüt eder veya o yerin bir kaç mescidinde cum_a kılınırsa cum_adan sonra “vaktine erişip edası müyesser olmayan son farza niyet ettim.” diyerek dört rek'ât namaz kılmalıdır.» demiştir. (Çünkü Peygamberimiz (Sallalahu aleyhi vesellem) zamanında bir şehirde bir yerde kılınırdı.) Muhakkıklerden ibn-i Cürübaş da bunun benzerini söylemiş sonra şöyle demiştir: «Bunun faydası mevhum veya muhakkak olan hilâftan çıkmaktır. Şayet müteaddit yerde kılınan cum_a sahih ise bu kılınan namaz zaruri olmayan bir faydadır.»

Hâsılı: Cum_adan sonra bu dört rek'âtın kılınması gerektiği sabit olmuştur. Şimdi bu dört rek'âtın vacip mi yoksa mendup mu olduğunu tahkik kalmıştır.



MAKDİSİ şöyle diyor: «İbn-i Şıhne dedesinden naklen mendup olduğunu söylemiş ve bundan şöyle bahsetmiştir: Ahir zuhuru mücerred tevehhüm edildiği zaman kılmalıdır. Şayet şek edilir veya cum_anın sahih olup olmadığında da şüpheye düşülürse zâhire göre onu kılmak vacip olur. İbn–i Şıhne üstadı Kemâl ibn-i Hümâm_dan da bu manâda sözler nakletmiştir. Bu namazın sünnet yerini tutup tutmadığı bununla anlaşılır. Ve şek edilirse sünnet yerini tutmaz; şek edilmezse tutar denilir. Bu tafsilâtı Tİ-MURTAŞİ'nin «mutlaka lâzımdır.» demesi ile KINYE_nin mezkur sözü de te_yit eder.» Bu makamın tahkiki MAKDİSİ'nin risalesindedir. İMDADA_L-FETAH_da bundan bir nebze bahsedilmiştir.

(Sünen-i Ebû Dâvûd, Cild 4, s.249)

“İbn-i Abidin başka bazı nakilleri de yaptıktan sonra kendi görüşününde ifadesi olarak sonucu şu sözleri ile toplar: “Bil cümle cum_adan sonra bu dört rek'âtın kılınması gerekir.” demektedir.”





ZUHR-U AHİR DİYE BİR NAMAZ YOKTUR. BU NAMAZ NE FARZ, NE VACİP, NE SÜNNETTİR. DOLAYISIYLA KILINMAZ DİYENLERE:



Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) zamanında ki yapılan, uygulanan Cum_a_nın 12 şartını yerine getiremediğimiz için Zuhr-u Ahir kılıyoruz. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) hadisinde Allah (cc)'u Teâlâ Ayette “Cum_a_yı kılın dediği içinde Cum_ayı kılıyoruz.” İmam-ı Azam ve diğer mezheb imamları bu 12 şartı göz önüne alarak Zuhr-u Ahir kılınsın demişler. Bizim mezhebimize göre Cum_a namazı 18 rek'âttır. İlk önce camiye girince 4 rek'ât cum_anın sünneti hutbe namazdır. 2 rek'âtta odur. Hutbeden inince 2 rek'ât cemaatle cum_anın farzı, 4 rek'ât yine cum_anın ahir sünneti, 4 rek'ât Zuhr-u Ahir hepsi 16 rek'âttır. İmâm-ı Azam son iki rek'ât cum_anın sünneti kılınmasa da olur demiş. O bir iki imam muhakkak kılınsın demiş. İkisine İmameyn kavli denir. Evlâ, makbul olan da İmameyn yani iki imanın kavli onun için Cum_a namazı 18 rek'âttır.

Hoca hutbede iken konuşulmaz. Konuşanada sus denmez. Bir tarafa bakılmaz. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in ismi geçince salâvat getirilmez, çünkü namazın bozulur.





Zuhr-u âhir Türkiye_de yalnız iki yüz seneden beri kılınıyor diyenlere:



Halbuki dört mezheb bin küsur seneden beri dünyanın her yerinde kılar. Şâfiiler cemaatle kılar. Kıyamete kadar her camide cum_a namazı ile Zuhr-u Ahir de muhakkak kılınsın diye izin verilmiştir.



Zuhr-u Ahir bid'âttır diyenlere:

Biz Zuhr-u Ahiri Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in zamanında kılınan cuma_nın 12 şartını yerine getiremediğimiz için aczimizden kılıyoruz. Cum_a namazını Allah (cc)'u Teâlâ'nın Kur'ân-ı Kerîm_de Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in Hadîs-i Şerîf_te emrettiği için kılıyoruz.



(Kenzü'l-İrfan, Hadîs No: 937)

“Fitne uykudadır, onu uyandırana Allah (cc) lânet etsin.”

En büyük fitne Kur'ân-ı Kerîm_de ve hadîs-i şerîfte emrolunan cum_a namazını terketmektir. Ayetsiz, hadîssiz bizim dinimizde şu caiz değil bu yok diye bid_atleri sünnetmiş sünnetleri bid_atmış gibi göstermektir.



(Kenzü'l-İrfan, Hadîs No: 940)

“Özürsüz üç cum_a namazını terk edenler münâfığın zümresinden (münâfıklar topluluğundan) yazılırlar.”[20]



(Râmûzu_l-Ehâdîs, Hadîs No: 6284)

“Bir kavim gelecek, sünneti terk edip dinde (hileli) yollar arayacaklar. İşte Allah (cc)'ın, lânetleyenlerin, meleklerin ve bütün insanların lâneti onların üzerine olsun.”



(Râmûzu_l-Ehâdîs, Hadîs No: 6318)

“Kolaylaştırın, güçleştirmeyin; müjdeleyin, nefret ettirmeyin. Birbirinizle iyi geçinin, ihtilafa düşmeyin.”[21]

Birleşme âyet ve hadîsin doğrultusunda olur.



(Sûre-i Maide, Ayet 92)

“Allah (cc)'a ve Rasûl'üne itaat edin.”

[9]- İbn-i Abidîn, Cild 3, s.315; Fetâvâyi Hindiyye, Cild 1, s. 481.

[10]- Fetâvâyi Hindiyye, Cild 1, s.481.

[11]- İbn-i Abidîn, Cild 3, s.315; Fetâvâyi Hindiyye, Cild 1, s.481.

[12]- İbn-i Abidîn, Cild 3, s.315; Fetâvâyi Hindiyye, Cild 1, s.481.

[13]- Fetâvâyi Hindiyye, Cild 1, s.481; İbn-i Âbidîn, Cild 3, s.318.

[14]- İbn-i Abidîn, Cild 3, s.318.

[15]- İbn-i Abidîn, Cild 3, s. 282; Fetâvâyi Hindiyye, Cild 1, s.482; Kimyâ-i Saadet, s.131.

[16]- İbn-i Abidîn, Cild 3, s. 286; Fetâvâyi Hindiyye, Cild 1, s.485.

[17]- İbn-i Abidîn, Cild 3, s. 303; Fetâvâyi Hindiyye, Cild 1, s.487.

[18]- İbn-i Abidîn, Cild 3, s. 303; Fetâvâyi Hindiyye, Cild 1, s.487.

[19]- İbn-i Abidîn, Cild 3, s. 310; Fetâvâyi Hindiyye, Cild 1, s.492.

[20]- Ebû Dâvûd, Salât 205; Ahmed b. Hanbel III, 332, 425, V, 8; İbn-i Mâce, İkâme 93; Tirmizî, Cum_a 7; Neseî, Cum_a 3; Darimî, Salât 205; Muvatta, Cum_a 20.

[21]- 500 Hadîs-i Şerîf Kitabı, Hadîs No: 271; Muhtarü'l-Ehâdîsin Nebeviyye, Hadîs No: 1391, s. 641.

kardeşim lütfen dikkatli oku dini konularda hilafa düşmeyelim

_________________
******HACI SÜMER*******
Başa dön
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder MSN Messenger
Yılmaz
gül-idik owner
gül-idik owner


Kayıt: 29 Nis 2007
Mesajlar: 796
Konum: Türkiye

MesajTarih: 02,11,2007, 22:26:07    Mesaj konusu: cevab Alıntıyla Cevap Gönder

ÂHİR ZUHUR:
Cumâ namazının dört rekat son sünneti ile iki rekat vaktin sünneti arasında kılınan dört rekatlık namaz.
Şehirde bir kaç câmide Cumâ namazı kılınabilir. Fakat Hanefî mezhebinin bâzı âlimleri ile üç mezhebin çoğunluğu bir câmiden fazla yerdeCumâ kılınmaz dedi. Bunun için şehir olduğu ve Cumâ'nın kabûl olması şüpheli bulunan yerlerde "Üzerime son farz ola n kılmadığım öğle namazını kılmaya" diye niyyet ederek âhir zuhur kılmalıdır. (Abdülhak-ı Dehlevî)



Dini sözlük
Ahmet berk

Hacı yazını okudum ve ben biliyorum fakat bilmeyen tanımayan belki arkadaşlar vardır.Bilal babam buyurdu veya yaptı veya söyledi gibi bazı kelimeler kullanmışsın.Kimdir bilal baba .Bizleri bilgilendir

_________________
Ne idik ne olduk, gül idik solduk, izzet içinde iken zillete düçar olduk, güzellikler içinde iken çirkinliklere razı olduk.
Başa dön
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder Yazarın web sitesini ziyaret et AIM Adresi Yahoo Messenger MSN Messenger
Önceki mesajları göster:   
Yeni başlık gönder   Başlığa cevap gönder     Forum Ana Sayfa -> _______ İlmihal & Fıkıh Tüm zamanlar GMT +2 Saat
1. sayfa (Toplam 1 sayfa)

 
Geçiş Yap:  
Bu forumda yeni başlıklar açamazsınız
Bu forumdaki başlıklara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz
Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız



Yukarıda göstertilen REKLAM pencereleri bizim siteye ait degildir,duyurulur

Arama Özelliği

FORUM İÇİ ARAMA



Powered by phpBB © 2001, 2005 phpBB Group
Türkçe Çeviri: phpBB Turkey & Erdem Çorapçıoğlu

Abuse - Report Abuse
Powered by forumup.com forum gratis free, create open your free forum!
Created by Raulken of Hyarbor S.r.l.
TOS & Privacy.

Page generation time: 0.14